Hayal Dünyası

4–6 dakika

Ne zaman sinemaya gitsem, oturduğum koltukta az sonra başlayacak olan filme zihnimi hazırlama1k için hayal  oyunu dediğim bir şeye odaklanmaya çalışırım. Birazdan  yönetmenin biri bana ya gördüğü bir rüyayı anlatacaktır ya da çocukken kurduğu hayallerden yola çıkarak tasarladığı bir şeylerden söz edecektir. Ya  kıssadan hisseli bir masalı vardır ballandıracak; kahramanı bir yolculuğa çıkacaktır. Başına türlü şey geldikten, devleri yendikten sonra bir yetişkin olmuş olarak kahramanı evine dönecektir.  Ya da başında beresi, elinde paletiyle  bir ressam  edasıyla bana düşlerini, hayallerini  resmettiği, üzerinde ne zamandır çalıştığı zihninde taşıdığı bir tablosunun hikâyesini anlatacaktır. Yönetmen filmi aracılığıyla bana dinlememi, duymamı, görmemi, düşünmemi söyler. Bu önerisine uyduğumda emeğinin karşılığını aldığını hisseder.

 Yönetmen filminde yüksek sesle konuşsa da, sesi zaman zaman   fısıltıya döner. Sahnenin arkasında saklanmışsa sesi duyulmaz olur  suskunluğu uzar sessizlik aramızda yol olur. İşte benim oyunum da yönetmen ile benim kimselerin duymadığı konuşmalarımıza  dayanır. Fısıldadığını işitebilmek için gözlerimi dört açarım, bağırmalarında kötü adamlara çaktırmadan bana gizli bir mesaj iletme çabası içinde olduğunu düşünürüm… Sustuğunda… Konuşmadığında gözlerim perdeyi aşıp onun yarattığı karakterlerin, tiplemelerin hatta figüranların mimiklerine, vücut dillerine odaklanır. Küçük bir göz kırpmasından bin türlü anlam çıkarırım. Söyleyemeyip yarım bıraktığı cümlesini zihnimde tamamlamaya çalışırım. Eksik kalmış bir diyaloğu onun yerine gereken sahneye oturtmaya çalışırım.  Filminde kullandığı ışığı,  çerçevelemelerini, kamerasının potansiyelini, film dilini, kurguyu ve elbette görüntüye eklediği müziği kısacası filmin akışındaki uyuma dikkat ederim. O da bilir bunu. Kotardığı filme güveni varsa benim ince eleyip sık dokumama hiç aldırış etmez. Filmin akışı içinde çekimde, senaryoda vs. yakaladığım bir hatayı yüzüne vurduğumda bana gülümser. Yanıtı; hayat dediğimiz şey mükemmel mi? İnsan dediğimiz kusursuz mu? Sorular filmin kendisinden çıkıp dünyaya ve varlığa dair bir felsefeye doğru alıp başını gider.

 Kimi zaman da sadece  karşılıklı  oturur birbirimizin gözünden dünyayı filme çekeriz. Bakış açılarımızı, hayata dair deneyimlerimizi değiş tokuş ederiz.

  Yönetmen de ben de bazen rahatlar, çok eski dostmuşuz  gibi yaparız. Ama bizi birbirimize zihnimizi zihnimize bağlayan, tutuştuğumuz lades kemiği orada, aramızda durmaktadır. Birazdan ben onun dalgınlığından yararlanıp  söylemek isteyip de söyleyemediği bir söze, çekemediği bir sahneye işaret edecek olurum. O da hemen sahnelerinden birinin içine  bir imge, bir metafor koyar benim fark etmemem umuduyla. Ne düşündüğünün farkındayım. Ben de senin ne düşündüğümün farkında olduğunu düşünüyoruma geliriz… Oyunu iç içe geçen daireler gibi dolandırarak.

Adorno ”eleştiri” nedir diye sormaz YORUM nedir diye sorar. Ona göre bu iki kavram iç içedir. Bu bakış açısında her film eleştirisi aslında izleyenin bir yorumudur. Ben de sinemada koltuğumda otururken de sonrasında da filmi orasından burasından deşer, onu hareketlendirmeye çalışırım. Eğip büker farklı biçimler almaya zorlarım. Film yavaş yavaş yeniden kurulmaya başlar. Ve bu noktadan sonra film farklı bir düzlemde benimle yeniden konuşmaya başlar. Önceden fark etmemiş olduğum pek çok kod, ileti, imaj daha görünür hale gelir. Filmin içinde başta anlamsız duran bir şeyler arka kapıdan da olsa anlam dünyama girmeye başlar. Filmin bazı sahneleri üzerinde düşünürken aynı zamanda orada görülenle, onun ötesindeki ki kültürel ve toplumsal düzlemde var olan ilişkileri kurmaya başlarım. Yönetmen filmin içinden bana bakar ve filminin zihnimde yarattığı yolculuktan keyif alır.

Bir film eleştirisi; bir film üzerine zevk alarak, anlayarak yapılan bir izlemedir. Bir bakış açısı gerektirmez ama eleştiriyi bünyesinde barındırır. Bir başka eleştiri türü; filme önceden tanımlanmış bir çizgi üzerinden bakmak, o filmin problemini görmeye çalışmaktır. Eksik ya da fazla yanlarını (içerik ya da biçim olarak) tanımlamaya çabalamaktır. Bir başkası filmi izlerken alınan keyfin ya da duyulan sıkıntının nedenleri üzerinde düşünmek, bunu yaparken de sadece filmin konusu ile sınırlı kalmayıp toplumsal, kültürel, siyasal deneyimleriyle konuyu ilişkilendirmektir. Belki biraz yapıtla özdeşleşmek, yönetmenin bakış ufkuyla kendi ufkunun kaynaşmasını sağlamak böylece o filmi; içinde yer aldığı kültürel ağ içinde düşünmektir. Ama her yönetmen böyle düşünmez.’’ Ben sana ne düşüneceğini söylemem ama kendi düşüncelerimi dünyaya bakışımı hissetmeni sağlayacak bir film yapabilirim. Gerisi sana kalmış. İstediğim kadar yorum yap, düşün’’ der.

     Sinema dünyasında bazı adamlar vardır. Endüstri içinde çektiği filmlerde bile stili olan imzalarını belli eden yönetmenlerdir. Truffaut’un sinema dünyasına kazandırdığı deyimle AUTEUR’dur bunlar. Bir de senaryoyu yazan, para işlerini halleden, ,filmi çeken, kendi de oynayan, montajını yapan, dağıtımında bile rol alan adamlar vardır. Yani bir kitap gibi filmi yazar çıkarır. Böylelikle film endüstrisine çok bulaşmadan icra-ı sanat eder. Bunların yaptığı filmlere şapka çıkarılır ve gizliden  özenilir.

Yönetmenini sevmediğim filmler de vardır elbette. Sadece pazardaki hasılatını düşünen aşırı gürültülü, hikâyesi zayıf, çekimleri baştan savma yapılmış filmlerden öncelikle yönetmen sorumludur. Filmi izleyen seyircinin içinde yaşayabileceği bir gerçeklik illüzyonunu yaratamaz. Film yapma duygusunu izleyiciye geçiremez. Filmi yönetirken oturduğu koltuktan bana baktığında beni ve filmi izleyenleri küçümser. Sanat, öykü, sinema sizin olsun, para kazanmak benim olsun der gibi bir bakışı vardır.

 Sonu hüzünlü bir vedadır her filmin. İlk seyredişin aurorasının bir daha  ortaya çıkamayacağını hem ben hem yönetmen biliriz. Onun için tekrar aynı filmde buluşalım diye bir randevulaşma  söz konusu  olamaz. İlk seyredişin ardından söylenecek olanın  soğuk, bilimsel bir merhabadan öteye gitmeyeceğinin farkındayızdır. Oyun bitmiş analiz başlamıştır. Yollarımızın ayrılma vakti gelmiş, salonun ışıkları yanmıştır. Son bir kez göz göze geliriz yönetmenle; benim gözlerimde bir soru vardır. Yeni filmini ne zaman bitireceksin, tekrar ne zaman  buluşacağız gibilerinden.  Onun sözüyse  çoktan bitmiştir. Yüzündeki şakacı gülümseme ise şunu söyler: ”kısmetse buluşuruz”.

 Sinemadan çıkıldığında gündelik hayatın akışına dönülür ama film zihinde öyküsüyle, vurucu sahneleriyle, oyuncuların yetenek seviyeleriyle yeniden başlar. Birilerine filmi tavsiye ederken ya da film hakkında bir yorum yaparken salt yönetmen değil filmi kotaran tüm ekip oradadır. Yüzlerinde keyifli bir gülümsemeyle bana bakarlar. O anda tek yapabildiğim tüm ekibe teşekkür etmektir.

Yorum bırakın