- Bir oyuncu laf üretmez, düş ve oyun üretir.
- Bir oyuncu kendi dünyası içinde oynar. Kötü oyuncu tüm dünyaya oynar.
- Bir oyuncu yetişkinliği ve çocuksuluğu bir arada yaşayabilir. Çocuklaştırımlardan ve ‘gibi ‘ gibi yapmaktan hazzetmez.
- Bir oyuncu kalıcı olma çabasına girmez. Sonsuzluğa ve ölümsüzlüğe biçim verme çabasından uzak sonlu bir dünyada kendisiyle biteceğini bildiği bir oyunda oynamak isteğiyle yaşamayı tercih eder.
- Bir oyuncu kendini oynayan biri olarak tanımlar. Kötü bir oyuncu hayatını rol yaparak tüketir.
- Bir oyuncu ‘resmi gerçek’e karşı farklı gerçekleri savunur.
- Bir oyuncu status quo’ya tahammül edemeyenlerin doğal oyun arkadaşıdır.
- Bir oyuncu hiçbir şeyi ciddiye almaz, ciddiye alanları kafaya almayı tercih eder.
- Bir oyuncu asli işleri ilgililere bırakır, tali olanlarla ilgilenir.
- Bir oyuncu entelektüelliğe karşı olmayıp, yabancılaşma süreci içinde kurumsallaşan ‘entel’liğe karşıdır.
- Bir oyuncu kişilik çatışmalarına, yaşam hesaplaşmalarına girmeden yaşananların envanterini çıkarmayı tercih eder.
- Bir oyuncu merakla korkunun dengesini sağlayabilen biridir.
- Bir oyuncu hiçbir şeyi kabul etmeden, her şeyi kabul eden bir akışkanlığa sahiptir.
- Bir oyuncu oynadığı oyunların olumlu, olumsuz tüm sonuçlarını kabul eden ve bedelini ödemeyi seçen biridir.
- Bir oyuncu hayatı formatlamaya kalkışmaz. Sahip olduğu kerteriz noktaları çerçevesinde bilinmeyene yelken açar. Yelkenini dolduran rüzgâr oyundur.
- Bir oyuncu hayatının sınırlarını kendi çizer. Sota bir yaşam ve özel hayatın mahremiyetine özen gösterir.
- Bir oyuncu her zaman aktif bir eylemci değildir. Asıl eylemin kendisi tarafından kendi içinde gerçekleşeceğinin farkındadır.
- Bir oyuncu insanlar arasında iletişim kurulamayacağını bilir. Ancak diğer oyuncularla oluşturduğu haberleşme ağı içinde kendi düş ve oyunlarını takas eder.
- Bir oyuncu kendini değil, üslubunu görünür kılar.
- Bir oyuncu yaşamında gerektiği kadarını görünür kılar ve görünür olanın gerçek olması gerekmez.
- Bir oyuncu oynanan oyunun bir labirent düzeninde olduğunun farkındadır. Kendisi labirentten çıkış olmadığını bildiğinden gerektiğinde saklambaç oynamayı tercih eder.
- Bir oyuncu estetik olan ile estetize edilmiş olanın ayırdına varmaya çalışır.
- Bir oyuncu nesnelere sahip olma çabasına girmeden geniş zamanla dans etmeyi yeğler.
- Bir oyuncu oyun oynama biçimleriyle ilgilenir, oyun çeşitleriyle değil.
- Bir oyuncu arzunun yerine oyunu koyar.
- Bir oyuncu faydaya karşı ilkeyi, sonuca karşı süreci merkeze alan bir oyun perspektifine sahiptir.
- Bir oyuncu pazarlanan deneyim biçimlerindense doğal bir deneyimin parçası olmayı yeğler.
- Bir oyuncu nesnelerin değişim değerine değil, kullanım değerine önem verir.
- Bir oyuncu gündelik yaşamında ‘eğer’li cümleler kurar. Bu cümle bağlı olduğu davranışı oyuna çevirir.
- Bir oyuncu ’AŞK’ ın her türlü özneye ve nesneye yöneltilebileceğini kabul eder ve kurduğu aşk ilişkisini sahiplenmenin dışında tutmayı yeğler.
- Bir oyuncu simgeler evreninin efendisidir.
- Bir oyuncunun zihinsel enerjisi yüksektir. Böylelikle dış dünyanın gürültüsünü bastırabilir.
- Bir oyuncu zihin olarak kendini içine yerleştirebiliyorsa fotoğraf çeker.
- Bir oyuncu sıradan olandan, pasif zevke hitap eden vasatlıktan uzak durur.
- Bir oyuncu çatışmalı bir dil yerine betimleyici bir dil kullanır.