Dünyada yasaklanması istenen ilk kitabın Homeros’un Odisea ‘sı olduğu rivayet edilir. Hem bunu öneren de Platon’dur. Genç okurlar için tehlikeli olan bölümlerinin olduğunu, bu kitabı okuyanın yoldan çıkacağı kanısındadır. Ama bu konuda Roma imparatoru CALIGULA Platon’u fersah fersah geçmiştir. İ.S. 35 de Odisea’nın özgürlük ülküsünü yansıttığı için ROMA yönetimi için tehlikeli olduğu varsayılmış ve bu kitap yasaklanmaya çalışılmıştır. Kitabın içeriğine bakıldığında Romalılara hak vermek gerekebilir. Adamın biri bir idealin peşinde dolanıp duruyor, oradan oraya seyahat ediyor. Bu adamın casus olmadığı ne malum. Diyelim ki adamın biri hakikaten casus. Romalılar yakaladığında kendini şöyle savunamaz mı: Ben bir süre önce HOMEROS beyin Odisea adlı kitabını okudum. Doğrusu çok yararlandım, içimde seyahat etme arzusu uyandı. Bu yüzden Roma garnizonlarının da içinde olan bölgeleri geziyorum. Tabi CALIGULA kafasından ulan demiştir ne menem bir kitapsa bu, casus martavallarıyla kafamız şişeceğine yasaklarım şu kitabı… Sen sağ ben selamet. Konuya mademki antik Yunan’dan girdik, devam edelim. LYSISTRATA’yı bilirsiniz. Hani Aristophanes’in yazdığı, savaş karşıtı olan tiyatro oyunu. Aristophanes böylesine bir oyun yazmakla bence çok hata etmiş. Zaten yazmasının bedelini de hemen ödetip adamcağızı I.Ö. 380 yılında öldürüvermişler. Zamanın hükümetince açıklanan resmi neden biraz muğlak. Gençleri kötü yola sevk etmek ve tanrı tanımazlık. Hadi diyelim bu genç kısmının evvel eski kötü yola düşmek için hep bir nedeni vardır. Bence yazarın yazdığı kötü yola sapmaya meyyal olanlara bahane olmuştur ancak. Tanrı tanımazlığa gelince. Gerçi yazar kısmısının inancı biraz zayıf olur. Bu insanlar sadece kendi yazdıklarının doğruluğuna inanırlar. Eminim zamanında Aristophanes’in de aklına gelip etraftan soruşturmuştur. Bu koca sakallı Zeus’u göreniniz, yüz yüze durup konuşanınız var mı? diye .. ‘’Evet, ben gördüm… Mübarek bir akşam vakti ay parçası bir oğlan olarak karşımda beliriverdi. İşte karnımdaki bebek de o gecenin yadigârı ‘’… Aristophanes şüpheci adam. Bakmış ki Zeus’u gördüğünü iddia edenlerin hepsi komşudaki genç hovardadan bal almış dişi arı. İçlerinde şöyle sözüne güvenilir tek bir erkek adam yok. Tabiatıyla ben Zeus, Hera falan tanımıyorum diyerek işin içinden çıkıvermiş. Aristophanes’in öldürülmesinin resmi açıklaması bilmem ne derecede doğrudur ama bana kalırsa eski zamanlarda buncacık ıvır zıvır nedenden ötürü adamı öbür dünyaya yolcu etmezlerdi. İşin içinde mutlaka yazar kıskançlığı ya da kadın parmağı cinsinden başka bir dümen vardır diye düşünüyorum. Daha sonraları Aristophanes’in komedileri ahlaka aykırı bulunduğundan farklı yüzyıllarda da yasaklanmış. Bu ahlak meselesi önemli. Hemen arıza yapıverecek gibi duran eğreti bir şeye benziyor.
Haydi diyelim ki bunlar kadim zamanın işleri. Ya yakın bir zaman olan 1930’lara kadar ABD’de LYSISTRATA’nın yasaklı olmasına ne demeli. Savaşa karşı çıkan kadınların Amerikan toplum ahlakına aykırı bulunma nedeni üzerinde ciddi ciddi düşünmek gerekir. Ama Amerikan toplum ahlakına mugayyir olan yazar sadece Aristophanes değildir. Örneğin Shakespeare ‘ de uzun yüzyıllar boyunca benzer nedenlerle yasaklı kitaplar listesindedir. Ama en komiği Lysıstrata’nın yazıldığı ülkede, savaş karşıtı, düzen bozucu niteliklerinden dolayı binlerce yılın ardından Yunanistan’da yasaklanmasıdır.
Ama haklarını yemeyelim. Dünya üzerinde en çok kitap yasaklayan Papalık ’tır. Dante Aligheri’den başlayan bir liste, Boccaccio’yu, Machiavelli’yi, Montaigne’yi, Cervantes’i, Bacon’ı, Descartes’ı, LaFontane’i, Moliere’i, Pascal’ı, Daniel DEFOE’i elbette ki GALILEI’i yasaklamış. Sakın liste bu kadarcık sanmayın. Burada sayılanlar hayli uzun olan listenin sadece minik bir bölümü. Bu listeye en azından Voltaire, Rousseau, Kant, Stendhal, Balzac, Victor HUGO, Flaubert, Zola, Andre GIDE ve Jean Paul SARTRE da eklenmeli ki bir şeye benzesin. Doğrusu Vatikan’ın çalışanları ve engizisyoncular görevlerini çok ciddiye alan çalışkan adamlarmış.
Romalı şair Ovid, Ars Amatoria’yı (Aşk Sanatı) yazdığı için Roma’dan sürgün edilmiş. Sekiz yıl sonra da zavallı adam kitabı yazdığına bin pişman olup ahlar vahlar içinde sürgünde ölmüş. Sürgünün ve kitabın yasaklanmasının nedeninin Roma’nın erdemli evli kadınlarına aşk konusunda zararlı, ahlaka aykırı öğütler vermek olduğu ileri sürülmüş. Başına geleni tam olarak anlayamadan şeytan çarpmışa dönen zavallı Ovidius tahminimce kendini şöyle savunmuş olabilir: ‘’Ben üç kere evlendim, evliliğe saygım sonsuz… Ben kitabı Kurtezanlar için yazdım. Onların yeteneklerini, becerilerini geliştirmekti amacım’’ demiş ama tabi bu savunmayı sadece imparator Agustus değil 1497’de Floransa kentinin yöneticisi Savonarola bile yememiş. Üstelik kitapları yasaklamakla kalmamış yakılmasını da emretmiş.. Ama gönüllere su serpecek bir kararla Roma şehir konseyi, sürgününden 2.009 yıl sonra, Aralık 2017’de sürgün kararını iptal ettiğin de eminim rahmetli Ovidius mezarında çok sevinip sağından soluna dönmüştür.
Daha da tuhafı Ars Amatoria’nın İngilizce çevirisi 1928’de ABD de yasaklanmış. Demek Amerikalı kadınlara aşk konusunda öğüt vermekle 2000 sene önce yaşamış Romalı kadınlara vermek arasında bir fark yokmuş. Kadın kısmının bir kitaptan iki sayfa okusa ahlakının bozulacağı fikri Platon’un düşüncelerinden bile daha dayanıklı çıkmış. Kadınlar mı hiç değişmemiş yoksa aradan geçen onlarca yüz yılda kitabı yasaklayanların kadına bakışı mı hiç değişmemiş? Gerçekten anlaması zor bir felsefi mesele.
Tabi bu kadına bakış konusunda yasaklanmanın doruk noktasındaki kitap D.H.Lawrence tarafından yazılmış ‘’Lady Chatterley’in Sevgilisi’’ dir Avustralya’dan Kanada’ya, Çin’den İngiltere’ye, ABD’ye ve daha onlarca ülkede yasaklanmayı başarmış. Kocası sakat bir İngiliz Kadınının dünyanın ahlakını tehdit etmesi mi yoksa cinsellikte sınıfsal engelleri hiçe sayan yapısından dolayı mı yasaklandığı anlaşılamamış. Hele kurucu vatandaşlarının suçlular olduğu bir ülke olan Avustralya’da ahlaki nedenlerle yasaklanması ise anlamsızlığın dibi olmuş. Nedense yasaklanan belli başlı kitapların tarih boyunca yasaklanma nedeni kadınların ahlakını bozma suçu işlemesi gibi görünüyor. Örneğin Fransız hükümeti 1857 de Madame Bovary’i aynı nedenle yasaklamış. Benim anladığım ya kafasını kadınların ahlakına takmış kişiler özellikle bu sektörde çalışıyor ya da dünya tarihi boyunca yaşamış ve yaşayan tüm erkekler mahallenin kızlarının namusunu korumak gibi bir fikre sahip.
1931 de Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarında kitabı, 1900’de ABD’ de birçok okulda, dini düşünceleri rencide ettiği, mastürbasyon ve diğer cinsel fantezileri ima ettiği ve ayrıca çocukların gözünde bazı otorite figürlerini rencide ettiği iddia edilerek kitap müfredattan çıkarılmış. Benzer gerekçelerle dünyanın öteki ucunda Çin’deki Hunan eyaletinin valisi tarafından da yasaklanmış. Vali bey hayvanların insan dilini kullanmaması gerektiğini söyleyip, hayvanları insanlarla aynı kademeye yükseltmenin sonuçlarının toplum için felaket olabileceğini düşünüyormuş. Vali bey bir de türlerin kökeni kitabını okusaymış ne yapardı acaba. Merak konusu.
Rowling’in “Harry Potter” kitap serisi dünyada en çok satanlar listelerinde bir numara olurken, American Library Association’a göre 2000 ile 2009 yılları arasında okullarda en çok yasaklanan ve okunması tavsiye edilmeyen kitaplar listesinin zirvesine yükselmiş. Dizi, kitapların okült/şeytani teması, dini bakış açısı, aile karşıtı yaklaşımı ve şiddet içerdiği düşünüldüğü için çocukların okumasına uygun bulunmamış. Acaba bu Y kuşağı denilen ve ne olduğu, ne düşündüğü bir türlü anlaşılamayan neslin ortaya çıkmasında bu kitapların bir rolü var mıdır? İnsan merak ediyor. Ama şundan eminim ki Holywood, Harry Potter filmlerinden kazandığı milyarlarca doları küçük seyircilerinin cebinden almıştır.
1859’da Charles Darwin’in evrim teorisini özetleyen Türlerin Kökeni kitabı yayınlanmış. Darwin insanlarla maymunlar arasında bir ilişkiden söz etmese de bizlerin Tanrı’nın yarattığı özel canlılar değil de maymundan geldiğimiz düşüncesi o dönemin insanlarını gerçekten dehşete uğratmış. Şimdilerde pek kimse bu düşünceye pek aldırmıyor. Kitap, Darwin’in öğrenimini yapmış olduğu Cambridge’deki Trinity College’in kütüphanesinde bulunması bile yasaklanmış. Kitaptan yola çıkılarak 1925 de A.B.D. de bir kaç eyalet okullarda evrim teorisinin öğretilmesini yasaklamış. Ve üstelik bu yasak 1967’ye kadar yürürlükte kalmış. Günümüzde de akıllı tasarımcıların kitabın yasaklanması konusunda kampanya yürütmeleri dünya üzerinde hayli yaygın. Türlerin Kökeni 1935’te Yugoslavya’da ve 1937’de Yunanistan’da da ve değişik tarihlerde pek çok ülkede dini düşüncenin altını oyduğu gerekçesiyle yasaklanmış. Sebep aynı. ‘’Ne yani şimdi benim atalarım maymun muydu?’’ sorusu hala zihinleri kurcalamaya devam ediyor. Farklı bir bakış açısından bakıldığında ise maymunlar insanlarla aynı kökenden geldikleri düşüncesinden haberdar olsalardı onlarda bu düşünceden pek hoşlanmazlardı gibime geliyor.
G.Orwel’in ‘ 1984’ ü tuhaf bir biçimde farklı görüşteki insanlar tarafından eleştirilmiş, yasaklanmaya çalışılmış. Soğuk savaş sırasında hem Sovyetler Birliğinde hem de ABD’de yasaklanmış. Ve elbette daha birçok ülkenin yönetimi tarafından da. Bir kitabın devleti hedef aldığı iddiası her rejimde geçerliliği olan bir neden olmalı. Dünyayı yok edebilme kapasitesine sahip iki süper gücün ise bir kitaptan korkması, bence dünyada kara mizah konulu bir yarışmada birinciliği alabilirmiş.
Tabi tarih boyunca dünyanın her ülkesinde yasaklanan binlerce kitap var. Ama yasakların iki ana konusu toplumun ataerkil düzenini ve kadınların ahlakını bozmak. Konu belli, çözüm ortada; yazar kısmı siyasetle ve bir de kadınların ahlakını bozmakla uğraşmasa dünya üzerinde yasaklanan tek bir kitap bile olmazdı.


Yorum bırakın